Cemiyetler

Milli Mücadele Döneminde Cemiyetler

Milli Mücadele döneminde Osmanlı topraklarının dört bir tarafında kurulan cemiyetlerin önemi yadsınamaz. Milli Mücadele’ye yararlı cemiyetler olduğu gibi zararlı cemiyetler de kurulmuştur.

(Kapak görseli, İzmir’in İşgalini protesto için İstanbul Sultanahmet Meydanı’nda düzenlenen mitingi göstermektedir.)

Genel Durum

I. Dünya Savaşı‘ndan yenilgiyle çıkan Osmanlı devletinde bir kargaşa ve kaos ortamı vardı. Vatan toprakları İngiltere ve Fransa başta olmak üzere Avrupalı devletler tarafından kırpılmak isteniyordu. Kızılırmak’ın doğusunda bir Ermeni devleti kurulması da söz konusuydu.

O kargaşa ve kaos ortamı dikkate alındığında farklı gruplar tarafından ortaya atılan üç farklı kurtuluş yönteminden bahsediliyordu:

  1. İngiltere korumasını istemek.
  2. Amerika mandasını istemek.
  3. Bölgesel kuruluş çarelerine başvurmak.

Atatürk, bu yolları Nutuk‘ta şu şekilde yorumlamıştır:

Efendiler, ben bu kararların hiçbirinde isabet görmedim. Çünkü bu kararların dayandığı bütün deliller ve mantıklar çürüktü… O halde ciddi ve gerçek karar ne olabilirdi?

Efendiler, bu durum karşısında tek bir karar vardı. O da ulusal egemenliğe dayanan, kayıtsız şartsız bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak!”


Cemiyetler

Bu sırada Anadolu ve Rumeli’nin hemen her yerinde birtakım örgütlenmeler başlamıştı. Bu cemiyetleri şu şekilde ayırabiliriz:

  1. Milli Cemiyetler,
  2. Milli Varlığa Düşman Cemiyetler
  3. Azınlıklar Tarafından Kurulan Cemiyetler

Milli Cemiyetler

Milli Cemiyetler, Damat Ferit Hükumeti’nin yabancıların ilhaklarına sessiz kalmasıyla ortaya çıkan ve başlangıçta genellikle bölgesel kurtuluş çarelerini amaçlayan, sonrasında ise Atatürk’ün Milli Mücadele amaçlarına yararlı olan örgütlenmelerdir.

Trakya-Paşaeli Cemiyeti

Nutuk’ta şu şekilde açıklanmıştır: “Osmanlı’nın yok olmasını çok kuvvetli bir ihtimal olarak görüyorlardı. Osmanlı vatanının parçalanacağı tehlikesi karşısında Trakya’yı, mümkün olursa Batı Trakya’yı da ekleyerek, bir bütün olarak İslam ve Türk topluluğu halinde kurtarmayı düşünüyorlardı… Hedeflerinin bir Trakya Cumhuriyeti kurmak olduğu anlaşılıyordu.

Bu cemiyet aynı zamanda Trakya’da Mavri Mira Cemiyetine karşı mücadele etmiş ve olası bir Yunanistan işgalini engellemek için çalışmıştır. Edirne ve çevresinde kurulmuştur.

Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti

Diğer adı Vilayet-i Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti‘dir. Nutuk’ta şu şekilde açıklanmıştır: “Kuruluş amacı, Doğu illerinde yerleşik bütün halkın dini ve siyasi haklarının serbestçe kullanılmasını sağlayacak meşru yollara başvurmak; söz konusu illerdeki İslam halkının tarihsel ve ulusal haklarını, gerektiğinde, uygarlık dünyası karşısında savunmak; Doğu illerinde yapılan zulüm ve cinayetlerin sebepleri ile bunları gerçekleştirenler ve sebep olanlar hakkında tarafsız soruşturma yapılarak suçluların hızla cezalandırılmalarını istemek; yerli halk ve azınlıklar arasındaki anlaşmazlığın giderilmesine ve eskisi gibi iyi ilişkilerin sağlamlaştırılmasına gayret etmek; savaş durumunun Doğu illerinde doğurduğu yıkım ve sefalete, hükumet katında yapılacak girişimlerle, olabildiğince çare aramaktı…”

Cemiyet, Erzurum ve diğer doğu illerinin Ermenilere verilmesini engellemek ve asayişi, huzuru ve barışı sağlamak için kurulmuştu. Ayrıca bu cemiyet Mustafa Kemal’e verdiği büyük destekle ve Erzurum ile Sivas Kongrelerinin toplanması için verdiği uğraşlarla bilinmektedir. Genel merkezi İstanbul’da olmakla birlikte Erzurum ve Elazığ’da şubeleri vardır.

Trabzon Muhafaza-i Hukuk Cemiyeti

Diğer adı Trabzon ve Havalisi Adem-i Merkeziyet Cemiyeti‘dir. Nutuk’ta şu şekilde bahsedilmektedir: “Karadeniz’e kıyısı olan bölgelerde de bir Rum Pontus hükumeti kurulacağı korkusu vardı. Müslüman halkı Rumların boyundurluğu altında bırakmayıp, var olma ve yaşama haklarını koruma amacıyla, Trabzon’da bazı kişiler tarafından kurulmuştu… Her koşulda merkezden ayrılmak amacını güdüyor.”

Ermeni ve Pontus Rumlarının bölgedeki faaliyetlerine karşı koymak için kurulmuştu. Trabzon merkezlidir.

Redd-i İlhak Cemiyeti

Nutuk’ta şu şekilde belirtilmektedir: “İzmir’in işgal edileceğine dair açık belirtiler gören İzmir’deki bazı genç yurtseverler, bu acı durum hakkında fikir alışverişinde bulunmuşlar ve oldubittiye getirildiğine kuşku kalmayan Yunan işgalinin ilhakla (İzmir’in Yunanistana bağlanmasıyla) sonuçlanmasına engel olmak için birleşerek Redd-i İlhak Cemiyeti’ni kurmuşlardır.”

İzmir Müdafaa-i Kukuk Cemiyeti

İzmir’in Yunanlılar tarafından işgalini önlemek için kuruldu. Bölgenin Türk yurdu olduğunu kanıtlamak için çalışmalar yürüttü.

Kilikyalılar Cemiyeti

Çukurova (eski adıyla Kilikya) bölgesininin Fransızlar tarafından işgalini ve Ermenilerin bölgedeki olumsuz faaliyetlerini engellemek için kuruldu.

Milli Kongre Cemiyeti

Türklerin haklı davasını basın-yayın yoluyla dünyaya duyurmak için İstanbul’da kuruldu.

Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti

Vatan savunmasında kadınlara da büyük görev düştüğü bilinciyle Sivas valisinin eşi Melek Reşit Hanım öncülüğünde Sivas’ta kuruldu.

Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti

Atatürk’ün liderlik yeteneği, bu cemiyetin arkasında saklıdır. Makalenin başında bölgesel kurtuluş çabaları da dahil olmak üzere ortaya atılan üç sözde kurtuluş fikrinden ve Atatürk’ün bu üç fikri de reddederek tüm yurt sınırlarını içine alan tam bağımsız bir Türk devleti kurmak istediğinden bahsetmiştik.

İşte bu cemiyet, aslında bölgesel kurtuluş için kurulan cemiyetlerin, vatan topraklarının bütün olarak savunulması fikri etrafında birleşmesiyle kurulmuştur.

Bu cemiyet, Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin katkılarıyla düzenlenen Erzurum Kongresi‘nde alınan kararların, tüm ulusa yönelik şekilde düzenlendiği Sivas Kongresi’nde; Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adının Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti olarak değiştirilmesiyle ortaya çıktı.

Aynı şekilde tüzükte “Temsil Heyeti, bütün Doğu Anadolu’yu temsil eder” sözünün “Temsil Heyeti bütün vatanı temsil eder” şeklinde değiştirilmesi gibi birçok değişiklik yapıldı.

Bu cemiyetle birlikte her bölgeden gelen delegeler aracılığıyla bölgesel çabalar yerine ulusal bütünlüğün sağlanması için mücadele etme kararı verilmiş oldu.


Azınlıklar Tarafından Kurulan Cemiyetler

Azınlıkların Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşı mağlubiyetini fırsat bilerek kurdukları ve kendilerini İtilaf Devletlerinin bir ileri karakolu olarak gören kuruluşlardır. Anadolu hareketine ve Türklerin milli devlet kurmalarına karşıdırlar. Asıl amaçları Osmanlı topraklarını bölerek Anadolu ve Rumeli üzerindeki isteklerini yerine getirmektir.

Mavri Mira Cemiyeti

Rumlar tarafından Bizans İmparatorluğunu yeniden yaşatmak amacıyla kurulmuştur. Mavri Mira, İstanbul’da Rum Patrikhanesi’nde, patrik vekilinin başkanlığında kurulmuş olup doğrudan doğruya Yunan Devleti’nden aldığı direktif ve yardımlar ile çalışmaktadır.

Cemiyetin görevi, ülke üzerinde çeşitli yerlerde çeteler kurmak ve Yunan hükumeti lehine propaganda yapmaktır. Yunan Kızılhaç, Resmi Göçmenler Komisyonu, Rum okullarındaki izcilik kurumları; Mavri Mira’nın emri altında çalışmaktaydı.

Nutuk’ta şu şekilde bahsedilmiştir: “İstanbul Rum Patrikhanesi’nde kurulan Mavri Mira heyeti illerde çeteler kurmak ve yönetmek, mitingler ve propagandalar yaptırmakla uğraşıyor. Yunan Kızılhaçı ve Resmi Muhacirin Komisyonu, Mavri Mira heyetinin çalışmalarını kolaylaştırmakla görevli… Ermeni Patriği Zaven Efendi de Mavri Mira heyetiyle fikir birliği içinde çalışıyor. Ermeni hazırlığı da Rum hazırlığı gibi ilerliyor.”

Pontus Rum Cemiyeti

Nutuk’ta şu şekilde bahsedilmiştir: “Trabzon, Samsun ve bütün Karadeniz sahillerinde oluşturulmuş ve İstanbul’daki merkeze bağlı Pontus Cemiyeti kolaylıkla ve başarıyla çalışıyor.”

Hınçak ve Taşnak Cemiyeti

Bu dernek, ilk olarak İsviçre’de kurulmuştu ve İstanbul’da da şubesi bulunuyordu. Yani yurt dışı bağlantıları yüksek bir cemiyetti. Doğu Anadolu’da bağımsız bir Ermeni devleti kurmayı hedefleyen bu cemiyet, Türkleri bölgeden göç etmeye zorluyordu.


Milli Varlığa Düşman Cemiyetler

Milliyetçi amaçlara tamemen karşı, Osmanlıcı ve hilafetçi bir program ve görünüştelerdir. Genellikle Hürriyet ve İtilaf Fırkası etrafında toplanan bu cemiyetler Anadolu’ya karşıdırlar.

Kürt Teali Cemiyeti

Mütarekeden sonra Osmanlı Devleti’nin can çekiştiği bir dönemde Wilson Prensipleri’nden faydalanarak kurulan ayrımcı ve siyasi amaçlı bir cemiyettir. Cemiyet,Kürdistan muhtariyeti ile ilgili olarak Amerikalılarla temaslar kurmuş, İngilizlere derin ve samimi bir güvenle bağlanmıştır. Milli Mücadele karşısında olan Cemiyet, Vilayeti Şarkiye Müdafaai Hukuk Milliye Cemiyeti ile birleşmeyi reddetmiştir.

Nutuk’ta şu şekilde bahsedilmiştir: “Diyarbakır, Bitlis, Elazığ illerinde İstanbul’dan yönetilen Kürt Teali Cemiyeti vardı. Bu cemiyetin amacı, yabancı koruması altında bir Kürt devleti oluşturmaktı.”

Teal-i İslam Cemiyeti

Nutuk’ta şu şekilde bahsedilmiştir: “Konya ve çevresinde İstanbul’dan yönetilen Teal-i İslam Cemiyeti kurulmaya çalışılıyordu.”

Din ve devlet ayrılığına karşı olarak ahlaki ve sosyal yollarla siyasi hayata etki etmek için kurulmuştur. Cemiyet, Hürriyet ve İtilaf Fırkasını desteklemiş, Anadolu hareketine karşı cephe almıştır. Cemiyetin merkezi İstanbul olmakla birlikte Konya ve civarında faaliyetlerde bulunmuştur.

İngiliz Muhipleri Cemiyeti

İdaresi altında milyonlarca müslüman barındıran Britanya İmparatorluğu ile Osmanlı hilâfeti ve saltanatı arasında mevcut samimiyeti güçlendirmek ve devam ettirmek amacı ile kurulmuştur. Cemiyetin asıl gizli amacı, “memleket dahilinde teşkilât yaparak isyan ve ihtilâl çıkarmak, millî şuuru felce uğratmak, yabancı müdahalesini kolaylaştırmak gibi haince teşebbüslerde bulunmak”tır. Ayrıca İstanbul hükumetine ve işgal kuvvetlerine tam bir sadakat göstermiş, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ile tam bir iş birliği yapmıştır.

Nutuk’ta şu şekilde bahsedilmiştir: “İstanbul’da önemli sayılacak girişimlerden biri İngiliz Muhipler Cemiyeti’ydi. Bu isimden, İngilizlere dost olanların oluşturduğu bir cemiyet anlaşılmasın! Bence, bu cemiyeti kuranlar, kendilerini ve kişisel çıkarlarını gözetenler ve kendi çıkarlarının korunma çaresini, Lord George hükumeti aracılığıyla İngiliz korumasını sağlamakta arayanlardır… Bu cemiyete katılanların başında Osmanlı padişahı ve yeryüzünün halifesi adını taşıyan Vahdettin, Damat Ferit Paşa, İçişleri Bakanlığı’nda bulunan Ali Kemal (Günümüz İngiltere Başbakanı Boris Johnson’ın babasının dedesi olmaktadır), Adil ve Mehmet Ali beyler ve Sait Molla bulunuyordu.”

“Bu cemiyetin iki ayrı yönü vardı. Biri açık yönlü ve usulüne uygun girişimlerle, İngiltere korumasını sağlamaya yönelik niteliğiydi. Diğeri ise gizli yönüydü. Asıl çalışma bu gizli yöndeydi. Ülke içinde örgütlenerek isyan ve ihtilal çıkarmak, ulusal bilinci felce uğratmak, yabancı müdahalesini kolaylaştırmak gibi haince girişimler, cemiyetin bu gizli kolu tarafından yönetilmekteydi. Sait Molla‘nın, cemiyetin gizli yönünde daha çok rol oynayacağı görülecektir.”

Wilson Prensipleri Cemiyeti

Nutuk’ta şu şekilde bahsedilmiştir: “İstanbul’da bir kısım erkekli kadınlı ileri gelen kimseler de gerçek kurtuluşun Amerikan mandasını sağlamakta olduğu inancındaydı. Bu inançta bulunanlar fikirlerinde çok direndiler ve en doğru yolun kendi görüşlerinin benimsenmesinde olduğunu kanıtlamaya çalıştılar.”

Nitekim bu cemiyet Bekir Sami Bey ve Halide Edip (Adıvar) gibi dönemin bir çok İstanbul aydını tarafından desteklenmiştir. Bu kişiler ile Mustafa Kemal arasında uzun bir süre boyunca karşılıklı telgraf trafiği de yaşanmıştır. Ancak bu kişilerin Amerikan mandası istemeleri nedeniyle vatan haini damgası yemeleri doğru değildir. Çünkü dönemin şartlarını göz önüne aldığınızda ve aradaki telgrafları incelediğiniz zaman bu kişilerin de aslında Amerikan mandasını kötünün iyisi olarak gördükleri ve vatanın geleceği için bunu savundukları anlaşılmaktadır.

Bu durumu daha iyi anlatabilmek için Halide Edip’in Mustafa Kemal Paşa’ya gönderdiği 10 Ağustos 1919 tarihli telgraftan bir kesit alınmıştır: “Suriye’de aradığını bulamayan Fransa, zararını Türkiye üzerinden gidermek istiyor. İtalya namuslu bir emparyalist olduğundan savaşa ancak Anadolu paylaşımından pay almak için girdiğini açıktan açığa söylüyor… İngiltere, Türk’ün birliğini, çağdaşlaşmasını, gerçek bir bağımsızlık almasını, gelecek için bile olsa, istemiyor… Başka bir çözüm yolu da Türkiye’yi Trakya’dan, İzmir’den, Adana’dan, belki Trabzon’dan ve kesinlikle İstanbul’dan mahrum bıraktıktan sonra, eski ‘kapitülasyonarı’ ve boğulmaya mahkum iç sınırı ile bağımsız bırakmak. Biz İstanbul’da kendimiz için, bütün eski ve yeni Türkiye sınırlarını kapsamak üzere geçici bir Amerika mandasını kötünün en zararlısı olarak görüyoruz…”

Amerikan mandası konusu Erzurum ve Sivas Kongrelerinde de uzunca bir süre tartışılmıştır. Ancak Mustafa Kemal’in kayıtsız şartsız bağımsız bir Türk devleti kurma vizyonuna güvenenler sayesinde tüm bu manda ve himaye teklifleri bir kenara atılmıştır.

Hürriyet ve İtilaf Fırkası

Ocak 1919’da tekrar faaliyete geçen Hürriyet ve İtilaf Fırkası, İttihat ve Terakki düşmanlığı ile ortaya atılmış ve kendisini en güçlü siyasi parti olarak görmüştür. Fırka, Anadolu’daki Milli Kurtuluş Hareketi’ne en şiddetli tepkileri göstermiş ve Anadolu’daki hareketi “Evsaf ve iktidarları şüpheli bir takım kumandanların isyanından ve hiçbir önemi olmayan bir kıyım” şeklinde nitelemiştir.

Sulh ve Selameti Osmaniye Fırkası

Osmanlı Sulh ve Selamet Cemiyeti ile Selameti Osmaniye Fırkasının birleşmesi ile kurulmuştur. Cemiyet, meşrutiyet ve demokrasi esaslarına dayanarak siyasi faaliyetlere atıldığını ilan etmiştir.

Mütakere döneminde, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ile işbirliği yapmış, Fırka reisi Harbiye Nazırı olarak, Damat Ferit Hükumetinde görev almıştır.

Kaynaklar

Görsel

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir